benim çocukluğumda bisikletlerin ön tekerleği kaldırılırdı; yahut inşattan atlanırdı hava yapmak için.. bu yapılan havanın kime faydası dokunurdu dersen; bilmiyorum.. adı konmamış raconlar vardı mahallede... hep birlikte davranmak bir mecburiyetti.. yeterince bireyselleşemediğimiz için o kadar mutluyduk zannedersem.. yalnız kalmaya vaktimiz yoktu ve bunu bilmiyorduk..şimdilerde bireyselliğin dibine vuracağımızı bilsek daha çok kadir kıymet bilirdik belki..
en az 6 çocuk aynı kıza aşıktık... adı sibel.. kıvırcık saçları, kahverengi gözleri vardı.. bacaklarına yahut memelerine bakmayı akıl edemeyecek kadar küçüktük.. hiçbirimizle konuşmazdı.. hepimizden birkaç yaş büyüktü.. pencereden bize bakardı.. o bakarken sanki bütün oyunlar onun için oynanırdı.. akşam üzerleri bir sahnedeydik hepimiz.. birbirini dakika bile düşünmeden satmaya hazır 6 kadim dost..
gene bir akşam üzeriydi.. gazoz kapağı mevsimiydi mahallede... kavanoz kapaklarının arka tarafına macun sürer yerden sürttüre sürttüre en değerli kapaklar olan rc kola, bixi cola vurmaya çalışırdık.. o zamanlar makro ekonomi hakkında en ufak bir bilgi kırıntısına sahip olmadığımızdan; piyasadaki en kötü markalar olduklarını bilmiyorduk.. saygınlıkları bakiydi gözümüzde.. saatlerce oynadık o gün.. içimizden biri ‘’hadi inşaata gidelim; aşağıya atlayalım’’ dedi.. bende yükseklik korkusu vardı; ki hala balkonda içerken arkadaşlarım; ben salondan katılırım onlara.. o ana kadar hep sıvışmayı becermiştim aslında.. ama bu sefer durum farklıydı.. sibel penceredeydi..
lamı cimi yoktu.. hep beraber o inşaatın en az 4. katına çıkılacak; yerdeki kum birikintisine atlanacaktı.. istemeye istemeye hizaya girdim.. sibel e baktım daha çıkmadan.. atlarsan seni yanakından öpücem gibi baktı yüzüme.. bizim ev, sibellerin ev ve inşaat aynı sokağın üç tarafındaydı... gözlemlenebiliyordu birinden diğer ikisi... eve baktım.. orda da annem penceredeydi.. ‘’babana söylerim akşama, sakın ha’’ dediğine emindim.. işaret parmağını öfkeli öfkeli sallıyordu... o zamanlar öfkenin içindeki endişeyi farkedebilecek kadar psikolojiden anlamıyordum..hakikaten de bi b.k tan anlamadığım zamanlarmış..bunu şimdi anlıyorum ..
yavaş yavaş merdivenleri çıktım.. 4. kattayken az evvel ‘’inşaata çıkalım’’ diyen lavuk bu sefer de; ‘’ ilk kez görücem atladığını.. sıra sende o zaman ilk’’ dedi.. korka korka tamam dedim.. çünkü sibel ordaydı.. ama annem de ordaydı... sibel le göz göze geldik... annem sakın yapma noolur gibi baktı... sibel kendisine aşık olanların dudağına kondurabildiği bir gülümsemeyle yüzüme baktı.. eridim.. niye eridin dersen; bunu da bilmiyorum şimdi de.. gözlerimi kapattım... 3 e kadar yavaşça saydım.. racona uygun "bismillah" dedim; ve atladım.. yere indiğimde; elinde oklavayla gelen başörtülü bir kadın gördüm.. demek ki 3 e kadar sayarken içimden bildiğim bütün duaları okumuştum.. o 3 zannettiğim üç basamaklı bir sayıydı….. tanıdık gibiydi yüzü gelen kadının ... evet; annemdi.. sibel in penceresine baktım orda yoktu.. belki de hiç yoktu.. sonradan taşındığını söylediler.. kimler mi verdi bu istihbaratı?? ona aşık diğer adamlar..
doktor olmuş.. ankara daymış şimdi.. gene olsa gene atlar mıyım ?? bittabii...
thomas putnam...
24 Mart 2009 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)